PANELLER |
“HİDROLİK,
PNÖMATİK, OTOMATİK KONTROL VE MEKATRONİK ALANINA ÜNİVERSİTELER
EL ATMALI,
EĞİTİM
PROGRAMLARI VE ZORUNLU DERSLER BAŞLAMALI” |
-
II.
Ulusal Hidrolik Pnömatik Kongresi ikinci günü gerçekleştirilen
“Hidrolik Pnömatik Sektöründe Tasarımcı, İmalatçı,
Uygulayıcı ve Kullanıcı İlişkileri, Hizmet ve
Personel Akreditasyonu” konulu panele Akışkan Gücü
Derneği adına Semih
KUMBASAR, Türk Akreditasyon Kurumu adına Gökhan BİRBİL,
Üniversiteleri temsilen ODTÜ Pof. Dr. Bülent PLATİN,
Teknik Okullar adına Yard. Doç. Dr. Rıza GÜRBÜZ, Sektörü
temsilen Rota Teknik A.Ş’den Fatih ÖZCAN, servis veren
firmaları temsilen Hidromek Firması adına Hasan Basri
BOZKURT katıldılar.
Paneli Makina Mühendisleri Odası Genel Sekreteri ve
Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR yönetti.
-
Hidrolik,
pnömatik, otomatik kontrol ve mekatronik alanlarının
birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizen
panelistler ülkemizde bu alanlarda gerek mesleki gerek
akademik eğitimin, yetersiz olduğu, üniversite ve
sanayi arasında geliştirici, sektöre ışık tutucu bir
köprünün henüz kurulamadığı görüşünde birleştiler.
Olumsuz gibi görünen bu tabloya karşın ikincisi gerçekleşen
kongrenin sektörde iletişimi artırarak ortak sorunların
belirlenmesi ve çözüm önerilerinin oluşturulması yönünde
önemli katkısı olduğu vurgulandı. Konuşmacılar,
kongrenin geliştirilerek devam etmesini istediler.
|
|
II.
Ulusal Hidrolik Pnömatik Kongresi ikinci günü gerçekleştirilen
“Hidrolik Pnömatik Sektöründe Tasarımcı, İmalatçı, Uygulayıcı
ve Kullanıcı İlişkileri, Hizmet ve Personel Akreditasyonu”
konulu panele Akışkan Gücü Derneği adına
Semih KUMBASAR, Türk Akreditasyon Kurumu adına Gökhan BİRBİL,
Üniversiteleri temsilen ODTÜ Pof. Dr. Bülent PLATİN, Teknik
Okullar adına Yard. Doç. Dr. Rıza GÜRBÜZ, Sektörü temsilen
Rota Teknik A.Ş’den Fatih ÖZCAN, servis veren firmaları
temsilen Hidromek Firması adına Hasan Basri BOZKURT
katıldılar. Paneli Makina Mühendisleri Odası Genel
Sekreteri ve Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR yönetti.
Hidrolik, pnömatik, otomatik kontrol ve mekatronik alanlarının
birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizen panelistler
ülkemizde bu alanlarda gerek mesleki gerek akademik eğitimin,
yetersiz olduğu, üniversite ve sanayi arasında geliştirici, sektöre
ışık tutucu bir köprünün henüz kurulamadığı görüşünde
birleştiler. Olumsuz gibi görünen bu tabloya karşın ikincisi
gerçekleşen kongrenin sektörde iletişimi artırarak ortak
sorunların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin oluşturulması yönünde
önemli katkısı olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, kongrenin
geliştirilerek devam etmesini istediler.
Panel
Yöneticisi MMO Genel Sekreteri Ali Ekber ÇAKAR, “İlk
kongrede teknik eleman eğitimi ve eğitilmiş personel gereksinimi
tüm ilgililerin katılımı ile tartışılmıştı: İkinci
kongrenin yürütme kurulu bu kez sektörde üretim ve hizmetin
kalitesinin arttırılması amacıyla tasarımcı, imalatçı,
uygulayıcı ve kullanıcı ilişkilerini irdelemeyi hedeflemiştir.
Bu nedenle bugün sektör temsilcileri, sektörde örgütlü
derneklerin temsilcileri, üniversitelerimizin ilgili öğretim üyeleri
ve sektörden hizmet alan kuruluş temsilcilerinin buluşması sağlandı.”
dedi.
İlk
konuşmacı sektörden hizmet alan firmaları temsilen
Hidromek firmasından Hasan Basri BOZKURT sanayiinin ne türden
elemana ihtiyacı olduğunu anlatmak amacıyla özetle şunları söyledi;
HP sistemlerin gerek sanayide gerek günlük yaşamımızda ne kadar
önemli yer işgal ettiği bu sistemleri kullanan yan sanayi dallarını
belirtmekle daha iyi anlaşılabilir. Bunlar sırasıyla, iş, inşaat
ekipmanları makinaları, ziraat ekipmanları, takım tezgahları
sanayii, madencilik ve maden makinaları sanayi, ticari araçlar, uçak,
savunma, plastik, denizcilik, maden makinaları sanayi ve her türlü montaj süreçleri.
Özellikle günümüzde üretilen modern iş ve inşaat makinaları
hidrolik tahrik ve kontrol sistemleri ile mekatroniği en yoğun içeren
sanayi ürünlerinin başında gelmektedir. Destek faaliyeti ile uğraşan
firmaların Hidrolik Pnömatik alanında teknik eğitim almış
personel istihdam etmeleri gerekmektedir. İstihdam ihtiyacı tasarımda
lisans ya da yüksek lisans diplomalı mühendis, üretimde tekniker
ve ya teknisyen, satış sonrasında ise mühendis ve teknisyen
olarak belirtilebilir.
En basitten karmaşığa sıralamak gerekirse komponentlerin çalışma
prensiplerini bilmek, nerede ne amaçla, nasıl kullanıldıkları,
montaj ve devreye almak yöntemlerini bilmek, mevcut sistemleri
iyileştirmek ve geliştirebilmek, yeni ürün ve sistemlerin tasarım
ve üretimini yapabilmek şeklinde özetlenebilir.
Ülkemizde
bu beklentileri tamamen karşılayabilecek teknik personel arz sayısı
yeterli değildir. Firmalar sorunu firma bünyesinde hizmet içi eğitim
programları uygulayarak, ya da bu hizmetİ; firma dışından temin
ederek kısmen çözmüştür.
Bakanlık ve dünya bankasının ortak yürüttüğü yaygın
mesleki eğitim projesi kapsamında ikisi Ankara’da olmak üzere
10 adet çıraklık eğitim merkezinin Hidrolik Pnömatik eğitim
seti sağladığı ve laboratuar kurduğu öğrenilmiştir. Ancak bu
merkezlerden verimli faydalanılamamaktadır. Esas çözüm ülkemiz
eğitim programlarının objektif incelemeyle eleştiriye tabii
tutulmasından geçmektedir. Üniversitelerde yüksek lisans ve
lisans seviyesinde tam donanımlı bir eğitim kurumuna rastlanmamıştır.
MYO’larda Hidrolik Pnömatik programlarının hiç açılmamış
olduğu, (beş teknik okul hariç) görülmektedir.
Orta öğretimde yönlendirme sisteminin bulunmaması nedeniyle yüksek
öğrenim kurumları önünde yığılma devam etmektedir. Ancak bu
yıl Milli Eğitim Bakanlığı devrim niteliğindeki bir kararla
teknik liselerden MYO’lara sınavsız geçme uygulamasını başlatmıştır.”
Panelde sektör temsilcisi Fatih ÖZCAN, kongre ve serginin
gelişerek büyüyeceğine inancının tam olduğunu belirterek başladığı
konuşmasında Hidrolik Pnömatik sektöründe tarihsel gelişmeyi
özetledi. 1960-2000 yılı arasındaki 40 yıllık süreçte hurda
malzemelerin kullanıldığı basit preslerden mobil uygulamaların
gerektirdiği çok temel elemanların temin edildiği bir döneme geçildiğini,
1970’lerden sonra yaşanılan “ithal ikameci” dönemde yerli
üretim konusunda adımlar atıldığını belirtti. Bu dönemden
sonra hidrolik güç üniteleri üretilmeye başlandığını
belirten ÖZCAN özetle şunları söyledi;
“Son 20 yılda ise sektörde insanların daha iyi yetiştiğini görmekteyiz.
Bugün belki üretim çeşidi artmamıştır. Ama komple sistem çözümleri
önerebilen firmalar vardır. Bu sistemlerin burada tasarlanması ve
imal edilmesi, satış sonrası servis desteği konusunda bugün iyi
bir noktada olduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak yeterli değildir. Öncelikle
yetişmiş mühendis konusunda ihtiyaç vardır. Bir - iki üniversite
bu konuyu ele almalı ve bir araştırma enstitüsü oluşturmalıdır.”
Sektörde örgütlü derneği Akışkan Gücü Derneğini temsilen
panele katılan Semih KUMBASAR ise, yarattığı ortak
platform ve işbirliği nedeniyle Makina Mühendisleri Odasına teşekkür
ederek başladığı konuşmasında özetle şunları vurguladı;
“Akışkan Gücü Derneği güçlü bir mesleki örgüt. Sorunları
birlikte tartıştığımız, kalıcı ürünler çıkartma çabası
içinde olduğumuz, sektörde bu alanın bilimsel boyutunu
tamamlamaya çalışan, başta üniversiteler olmak üzere tüm mühendislik
disiplinleriyle işbirliği içinde olan bir kuruluş adına konuşuyorum.
Bu tabi çok ciddi bir sorumluluk yüklüyor. Yaklaşık 20 yıldır
bu sektörün içimdeyim. Geriye baktığımızda ciddi bir başarı
görüyorum, çünkü buraya el yordamıyla geldik. Bunu geliştirmek
ve el yordamından kurtarma çabası içinde olmak
büyük başarı. Bugüne kadar geldiğimiz noktada eski yöntemlerle
çağdaş dünyada yer alamayacağımızı görüyoruz ve bunun
tedbirlerini almak üzere burada bulunuyoruz.
Ortak sorunlarla yaşıyoruz. Bu sektörde bir işbirliği ve uyum
olmazsa, üniversitelerle bilimsel yaklaşımla
harmanlanmazsa ileri noktalara gelemeyiz. Hidrolik Pnömatiğe
otomasyonu da katmak zorundayız. Bizim sorunlarımızın çözümünün
ancak çeşitli disiplinler arasındaki işbirliğinden geçtiğini
bir kez daha tespit etmek gerekiyor. Çağdaş teknoloji ve bilgiyi
kullanan, zamanı değerlendiren, firmalara bilimsel destek veren üniversitelere
ihtiyacımız var. Çok güçlü bir eğitim, bu eğitimin çok iyi
koordine edilmesi, eğitimin firmaların ihtiyaçlarından
kaynaklanması, ihtiyaçların önünü açması, araştırmalarla
ışık tutması ve bunu koordine edecek bir kurulla yönlendirici
olması gerekmektedir.
Bizlerin iki tür ihtiyacı var. 1. üretilen makinaların amacına
uygun, verimli kullanılmasını, bakımını ve onarımını sağlayacak,
teknik kadro 2. makinaların dizaynını yapacak Hidrolik Pnömatik
tekniğinin dünya çapında geldiği noktada kazanımlarını
aktaracak geliştirecek bir nokta. Bizler mutlaka bilimi ve
teknolojiyi kendi ülkemizde yaratmak, ihtiyaçlarımıza göre yönlendirmek,
üniversitelerle işbirliğini sağlam bir şekilde kurmak zorundayız.
Bunu artık kurumsal bir yapıya dönüştürmemiz lazım. Bu kongre
bence önümüzdeki kongreye kadar sürecek bir görevi bu anlamda
vermelidir. Bu amaçla TMMOB,
TÜRKAK, nezdinde oluşturulacak saygın bir kurulla sektör önce
disipline edilmeli, sektörün sorunlarını sistematik bir şekilde
ele almalı, makine
imalatçılarını, teknoloji ile buluşturmalıdır.“
TÜRKAK
temsilcisi
olarak konuşan Gökhan BİRBİL ise konuşmasında özetle
şunları söyledi;
“4
Kasım 1999’da 4457 sayılı kanunla kurulan TÜRKAK; ülkemizde
bulunan ve teknik düzenlemelere konu olan ürün güvenliği,
kalite, deney, muayene ve belgelendirme çalışmaları yapan
laboratuar ve belgelendirme kuruluşlarının yeterliliklerini
tescil etmek ve uluslararası geçerliliklerini sağlamakla görevlidir.
Verilen hizmet dört temel başlık altında toplanmıştır;
-
İlgili
Avrupa standardı EN 45001 standardına göre yapılanmış
ve hizmet veren “ürün belgelendirme kuruluşlarının”
akreditasyonudur. Ayrıca bu işlem dahilinde EN 45004
muayene kuruluşlarını akredite eder.
-
Sistem
belgelendirmesi yapan kuruluşların akreditasyonudur. Bu
kuruluşlar EN 45012’ye göre yapılandırılmış
kuruluşlardır. Bu kuruluşlar çevre ve kalite yönetim
sistemleri konusunda belgelendirme yapmaktadırlar.
-
Test
ve kalibrasyon laboratuarları EN 45001 standardına göre
hizmet vermektedirler. TBT (Ticarette Teknik Engeller)
anlaşması dahilinde dünya genelinde yapılan
standartların bir harmonizasyonunu öngörmüştür ve bu
doğrultuda EN standartları da ilgili ISO komitelerinde
değerlendirilerek ISO standartlarına dönüştürülmeye
başlanmıştır. Bunun nedeni bu standartların sadece
Avrupa’da değil bütün dünyada aynı hizmeti veren
kuruluşların aynı standartlara göre yapılanmasını
sağlamaktır. Amacı ise, bunu sadece ürün olarak değil
personel olarak da düşünelim, aynı standarda uygun
olarak yapılanmış kuruluşların belgelendirdikleri ürünler
ya da personellerin globalleşen bu ekonomide serbest dolaşımının
sağlanmasıdır.
-
Son
olarak da 45013 standardına göre yapılanmış personel
belgelendirmesi yapan kuruluşların akreditasyonu ile
ilgili faaliyetleri yapmaktadır.
Fakat akreditasyon bir sistem belgelendirmesi değil, bir süreçtir.
Bu en iyi şartlarda, 4 aydan başlayıp bir yıla kadar da
uzayabilen bir faaliyettir. TÜRKAK olarak amacımız önümüzdeki
yılın ilk çeyreğinde bu akreditasyonları sonuçlandırıp
Avrupa Akreditasyon Birliğine üyeliktir. Üyeliği takiben
bu birliğe üye ülkelerin akreditasyon kuruluşları ile
burada belirttiğimiz çok taraflı anlaşmaları yapmak ve
EA’ya üye olduktan sonra dünya genelindeki birliklerle de
entegre olarak aynı düzeyde hizmet verdiğimizi kanıtlamak
ve dünyanın her yerinde aynı şartlar altında kabul görmesini
sağlamaktır.”
Meslek Yüksek Okullarını (MYO) temsilen panele katılan
konuşmacı Yrd. Doç. Dr. Rıza GÜRBÜZ,
1985 yılından beri MYO’larda görev yaptığını
belirterek özetle şunları söyledi:
“Meslek Yüksek Okulları fazla tanınmayan, öğrencilerin
zorla geldikleri okullardır ama bu okullar olmadan Türk
sanayisi gelişemez. Bu okullar üniversitelere bağlıdır.
Ülkemizde 430 tane meslek MYO, 253 program var. Örgün
eğitimdeki oranımız % 17’dir. ABD’de bu oran %
45’dir, % 55’i de lisanstır. Tabi bunlar da gelişigüzel
açılan okullar olduğu için
430 okul içerisinde 31 tanesi için 200 milyon dolarlık
bir kaynak kullanıldı. 1984 -97 arasında 24 programı çok
güzel şekilde İngiliz, ABD’li ve Türk uzmanlarca geliştirildi.
Atölyeleri son derece moderndir. Bunun dışındaki okullar için
aynı şeyi söyleyemiyorum. Belki bir 10-15 tanesi kendi
imkanları ile gelişim sağlamış olabilirler. MYO’larda
Hidrolik Pnömatik eğitimi verilenler kontrol
sistemleri teknolojisi ve makina programıdır.
MYO mezunları mühendislerle işçiler arasında ara köprü
elemanlarıdır ve çok önemlidir Türkiye gelecekte bu
okullara çok önem vermek zorundadır. Her yerde mühendis çalıştıramazsınız.
Gerekli teknikeri yetiştiremezseniz mühendisi tekniker gibi
kullanmak zorunda kalırsınız. Mesleki ve teknik eğitimde
kalite güvence sistemi, akreditasyon, ve değerlendirme
olimpiyat halkaları gibi halkalardır.
KGS
(Kalite Güvence
Sistemi) dediğimizde akreditasyon yapacak kurumun veya ürünün
yeterliliğini en alt düzeyde sağlayıp sağlamadığını
denetleyecek bir birim akla gelir. Akreditasyon ise yeterliliğin
onayıdır. En alt düzeyi belirtir, üst sınırlaması
yoktur. Akreditasyonun amacı; kalitenin güvence altına alınması,
ürünün hizmetlerin yeterli olup olmadığının teyididir.
Türkiye de akreditasyon için dünya standartlarında bir yapı
yok ancak YÖK eğitim fakülteleri için bir çalışma yapıyor.
TMMOB 35. genel kurulunda konuyu gündemine aldı. KALDER ve TÜRKAK
çalışıyor TSE çeşitli standartlar hazırlıyor ve AKDER
de çok güzel çalışmalar yapıyor.”
ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünden Prof Dr. Bülent
PLATİN ise ülkemizdeki üniversitelerde hidrolik - pnömatik
ve mekatronik mühendisliği eğitiminin bir resmini çekmek
istediğini belirterek başladığı konuşmasında özetle şunları
söyledi;
“Hidrolik Pnömatiğin kontrol ve mekatronik alanlarından
ayrı düşünülemeyeceği görüşündeyim. Ülkemizde mühendislik
eğitimi veren fakültelerde hidrolik, pnömatik, kontrol ve
mekatronik eğitimi programlarının nasıl yer aldıklarını
ve yoğunluklarını saptamak amacıyla bir araştırma sonuçlarını
birlikte inceleyelim. Bu resme bakarak somut öneriler
getirmek mümkün olabilir.
Hidrolik Pnömatik alanında yaptığımız araştırmayı 74 mühendislik
fakültesinin dekanları ile doğrudan iletişim kurarak, gerçekleştirdik.
40’a yakını Makina Mühendisliği Bölümü veya Fakültesidir.
Geri kalanda makine mühendisliği yok. Gelen yanıt sayısı
24’tür. Yanıtlar derlendi ve ortaya çıkan tabloda gördük
ki Hidrolik Pnömatik alanında program yok.
Kontrol alanındaki lisans programları yok denecek kadar az.
Mekatronikte bir iki ders var. 24’ün
yarısında kontrol alanında ders yok. Çok enteresandır.
Anılan 4 alanda da hem lisans hem lisansüstü program açılmasına
karşın yeterli sayıda değildir. Ders açan çoğu bölümlerimizde
ise bu alanla ilgili yalnızca bir öğretim üyesi vardır.
Bu
noktada önerilerimi şöyle sıralayabilirim;
-
1. Mühendislik eğitimi veren tüm fakültelerimizin makina mühendisliği,
elektronik, bilgisayar havacılık ve kimya mühendisliği
gibi bölümlerde kontrol alanında en az biri zorunlu
olmak üzere dersler bulunmalıdır.
-
2. Müh eğitimi veren tüm fakültelerimizin özellikle lisans
programlarında HP, mekatronik alanında en azından
teknik seçmeli ders olmalıdır.
-
3. mühendislik fakültesi ve ilgili bölümleri misyonlarını
somut bir şekilde tanımlamalı, hidrolik, kontrol,
mekatronik alanları kendilerinin öncelikli alanları mı
değil mi bunu topluma (öğrenci adaylarına, devlete,
meslek kuruluşlarına) deklare etmelidir.
Panel
yöneticisi Ali Ekber ÇAKAR Hidrolik pnömatik sektöründe ürün
ve hizmet üretiminde kalitenin arttırılması hedefine yönelik
gereksinim duyulan yetişmiş teknik insan gücünün sürekli eğitimin
gerçekleştirilmesi ve belgelendirilmesini sağlamak amacıyla
Makina Mühendisleri Odası, Akışkan Gücü Derneği, Üniversitelerin,
ilgili Meslek Odalarının ve sektörle ilgili diğer derneklerin
katılımıyla çalışma grubu oluşturulması gerektiğini bu
konunun sonuç bildirgesinde mutlaka ifade edilmesi gerektiğini söyledi.
ÇAKAR; Mühendislik ve teknik eleman eğitim kalitesinin yükseltilmesi
ve eğitim kurumlarının performansının belirlenmesi için “eğitimde
akreditasyon” gerçekleştirilmesi hidrolik ve pnömatik
derslerinin makina mühendisliği eğitim - öğretim programlarında
zorunlu ders olarak yer alması yönünde Makina Mühendisleri Odası
olarak yapılacak çalışmalara destek vereceklerini bir kez daha
vurguladıklarını söyledi.
|
|
“HİDROLİK
PNÖMATİK SEKTÖRÜNDE ÜRETİMİN, İTHALATIN VE İHRACATIN
SORGULANMASI,
DENETİMİ VE STANDARDİZASYONU”
|
-
Kongre
organizasyonlarının en önemli etkinliklerinden olan
panellerin ikincisinde “Hidrolik Pnömatik Sektöründe
Üretimin,
İthalatın ve İhracatın Sorgulanması, Denetimi
ve Standardizasyonu”
konusu ele alındı.
İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Ahmet
KUZUCU’nun yönettiği panele Türk Standartları Enstitüsünden
APK
Uzmanı Sadık DEMİR, Akışkan Gücü Derneği adına
Doç. Dr. Ahmet CERANOĞLU, Makina İmalatçıları Birliğini
temsilen Birlik Genel Sekreter Yardımcısı Ali Ulvi İZ
ve Sektördeki imalatçı firmaları temsilen Mert Teknik
A.Ş. adına Arman MİNASYAN katıldılar.
|
|
Panel
Yöneticisi Prof. Dr.
Ahmet KUZUCU hidrolik pnömatik sektörünün;
teknolojik özellikleri, sistem tasarımı ve katma değer özellikleri;
yatırım malı, makina, sistem üretimine, ithalat ve ihracatına
katkısı ve uluslararası rekabet bakımından diğer imalat ve
ticaret sektörlerinden farklarını belirterek başladığı konuşmasında
özetle şunları söyledi:
Hidrolik Pnömatik sektörü, uluslararası pazarda bulunan kaliteli
ve en güncel bileşenlerin etkin biçimde kullanılmasına, yeni
kavram ve uygulamaların gecikmeksizin uygulanabilmesine, özgün ve
nitelikli sistem tasarımına açıktır. Bu yönü ile teknolojik
gecikmeden en az etkilenecek, uluslararası pazarlarda en kolay
rekabet edebilecek sektörlerden biri olduğunu belirterek sektörün
mevcut durumu hakkında aşağıdaki bilgileri verdi.
SEKTÖR
BOYUTU
Yaklaşık 200 milyon USD, 300 firma,
-
İthalat hacmi:..................................
yaklaşık 120 milyon USD
-
Makine ve ekipmanlarla giren ithalat:....
yaklaşık 20 milyon USD
-
Yerli imalat hacmi:................................
yaklaşık 60 milyon USD
-
En büyük ilk on ithalatçı firmanın payı:
yaklaşık %
50
SEKTÖRÜN 2000 YILI İHRACAT - İTHALAT
|
Ürün
|
İhracat
(USD)
|
İthalat
(USD)
|
Karşılama
Oranı (%)
|
|
Basınç
Düşürücü Valfler
|
928
558
|
11
441 576
|
8.0
|
|
İletim
ve kontrol Valfleri
|
308
415
|
23
000 457
|
1.3
|
|
Çek
Valfler
|
2
183 055
|
3
468 616
|
63.0
|
|
Emniyet
ve Boşaltma Valfleri
|
1
901 470
|
16
786 105
|
11.3
|
2001
YILI OCAK – NİSAN İHRACAT
- İTHALAT
|
Ürün
|
İhracat (USD)
|
İthalat (USD)
|
Karşılama Oranı (%)
|
|
Basınç Düşürücü Valfler
|
394 643
|
1 165 868
|
34
|
|
İletim ve kontrol Valfleri
|
64 242
|
6 573 026
|
1
|
|
Çek Valfler
|
1 105 582
|
694 578
|
159
|
|
Emniyet ve Boşaltma Valfleri
|
6 808 683
|
4 543 433
|
150
|
ÜRETİM
VE İHRACATIN SORGULANMASI
Üretici firmalar iki grupta toplanıyor:
Yerli mamul müşterileri ve satın almacıları üç gruba
ayrılıyor:
-
“Ucuz olsun da ne olursa olsun!” diyenler,
-
“Kaliteli olsun, ancak yerli olduğuna göre hesaplı olması
gerekir” diyenler,
-
En kötü ve ucuz malı en pahalı fiyata alan “kokuşmuş
satın almacılar”.
İhracatın sorgulanması:
-
Yurt dışında ülkemizi temsil edecek firma ve ürünü için
hiçbir denetim mekanizması yok,
-
İhracatı yapılan ürünlerin uluslararası standartlara
uygunluğu ülke içinde denetlenmiyor
-
Ülke imajını kalitesiz ürünlerle lekeleyen veya katıldığı
uluslararası ortamın ciddiyetine ayak uyduramayanlara ceza
yok,
-
Her türlü denetimden geçerek, yerli firmalar arasından seçilerek
ülkemizi en iyi şekilde temsil eden firmalara da hiçbir ödül
veya teşvik unsuru yok.
-
Türk sanayii ve Makine yapımcılarının Türkiye’de üretilen
bileşenlere yaklaşımları:
-
Bilinçli ve teknolojik birikimi olan makine üreticileri
kalite standartlarını sağlayan yerli bileşenleri kullanmakta
tereddüt etmiyorlar.
-
Bir diğer makine üreticisi grup ise, en tanınmış yabancı
marka bileşenleri kullanmayı bir prestij unsuru sanıyor. Ürettikleri
makinanın performansının bileşene değil, makina ve sistem
tasarımına bağlı olduğunun bilincinde değiller.
-
Yerli
üretim yapan fabrikalarda da benzer yaklaşım var. Nedense
temsilcisi olduğu markanın koşullarına uymak taahhüdüne
girmiş olanlar dışındaki bazı fabrikalar aynı kalite ve
standartlardaki yerli ürün yerine yabancı ürün tercih
ediyorlar.
Sektörde
üretim yapan firmalar adına konuşan Arman MİNASYAN Sektörde üretim
yapan firmaların belirli bir boyut ve teknolojik birikime sahip
Kobi ve fabrikalar ile atölye tarzındaki üreticiler olarak ayrılabileceklerini
belirterek özetle şunları söyledi
“sektörde çok bölünmenin getirdiği irrasyonel üretim
adetleri, olması gereken fiyatın altında ve uzun vade ile satma
mecburiyeti ve ülke dışından gelen rakip ürünlerin Türkiye'ye
has düşük fiyat uygulamaları ulusal üretimin gelişememesi
sonucunu doğurmaktadır. Stratejik önemi olan bu sektörün yerli üretim yapamaması
son derece trajik sonuçlar getirecektir.
Yurt dışında düzenlenen fuarlara katılacak firmaların
sergileyeceği ürünlerin gerçekten ülkemizi temsil edip etmediği
AKDER gibi bir kuruluş tarafından denetlenmeli, fuar destek
kredilerinde bu veri değerlendirmelidir. Aynı şekilde ihracat
yapacak olan yerli üreticilerimizin ISO 9000 ve gerekli hallerde CE
belgesine sahip olup olmadığı araştırmalıdır.
Üretici
firma olarak bizim beklentimiz Türk sanayisinin ve makina yapımcılarının
Türkiye’de üretilen devre elemanlarını kullanmalarıdır.
Yerli mali diye satılan pek çok ürün de yabancı devre elemanları,
aparatlar kullanılmaktadır. Oysa Türkiye’de de aynı kalitede
ürünler üretilmekte.
Biz yerli üreticilerin sorunları; Türk sanayisi burada üretilen yerli ve kaliteli
ürünleri kullandıkça, ihracat yapacak firmalar ön denetimden geçirildikçe
ve yurtdışından gelen dampingli
ürünlerin ithali denetlendiğinde, haksız rekabet koşulları
ortadan kalktığında çözümlenebilecektir.
Ahmet
SERDAROĞLU ithalatçı
firmaların sorunları
ve beklentilerini incelerken öncelikle 2000 yılı Türkiye'sinin
rakamlarını incelmenin yararlı olacağını belirterek başladığı
konuşmasında özetle şunları söyledi:
“2000 yılı sonu itibariyle Türkiye yaklaşık 80 milyar USD dış ticaret hacmine
ulaştı.Yine aynı yıl satım alma parametreleri dikkate alındığında
400 milyar USD Gayri Safi Milli Hasıla, 6500 USD kişi başına
düşen milli gelir olarak gerçekleşmiştir.
2001 yılı içinde önce 21 Şubat krizi ardından 11 Eylül’de
Amerika’da gerçekleşen saldırı
ekonomik hayatımıza yeni bir boyut kazandırdı. Sıkça kullandığımız
ama belki daha anlamını tam yakalayamadığımız “Artık Hiç
Bir Şey Eskisi Gibi Olmayacak”
sözü ile yeni yaşanılacak süreci ifade etmeye başladık.
Sektörde hizmet veren imalatçı, kullanıcı toplam 1000 müşteri
firmanın alımları, sektörde faaliyet gösteren hidrolik pnömatik
komponent ithalatçı ve imalatçı firmaların tahmini ciroları
dikkate alındığında sektörümüzün toplam büyüklüğü 200
milyon USD, direkt makina ve ekipmanlar ile birlikte giren ithalatın
20 milyon USD, yerli imalatın 60 milyon USD, Toplam ithalatın 120
milyon USD olduğu görülmektedir.
Bu rakamlar hidrolik pnömatik sektörünün daha emekleme safhasında
olduğunu ifade etmektedir.
İthalatçı firmaların yaşadığı sorunlarından en önemlilerinden
biri standartlara uygun
olmayan malzeme ithalatı ve bunun sonucunda yaratılan haksız
rekabettir. Kalitesiz ve ucuz mallar Türkiye’ye girerken en azından
TSE’nin denetiminden geçmeli ve bu denetim mekanizması iyi işlemelidir.
İthalatı yapan firma üretici firmadan mutlaka kalite belgesini
istemelidir.CE belgesi Avrupa Birliği ülkelerine bir nevi giriş
vizesi anlamı taşımaktadır.Belirli standartlara uygun olmayan ürünlerin
ülkeye girmesi ve ekonomiye zarar vermesi önlenmelidir. TÜRKAK,
TSE ve AKDER birlikte çalışarak bu soruna çözüm getirmelidir.
TSE Akışkan Gücü sektörü ile
daha yakın çalışmaya gayret etmelidir. Gümrüklerde TSE
denetim işeyişlerine de hız kazandırmak gerekmektedir. Burada
bekleyen bir komponentlerin, sistem parçalarının üretim yapan
bir fabrikada üretimin durmasına neden olduğu unutulmamalıdır.
İthalatçı firmaların satış yanında eğitim, yedek parça,
tamir, teknik destek proje desteği gibi satış öncesi ve sonrası
hizmet konusunda yetkin olması gerekmektedir. Ancak sektörün tek
kişilik firmalara kadar varan fazla bölünmüşlüğü bu hizmeti
veren büyük firmaları haksız rekabet içinde çalışmalarına
neden olmaktadır.
Makina İmalatçıları Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Ali
Ulvi İZ 2001 yılının ilk sekiz ayında sektörde kapasite kullanımının
%65’in altına düştüğünü belirterek, yıl sonuna kadar
2 milyar USD’ye ulaşmasının mümkün olduğunu söyledi.
Türkiye’nin makina ihracatının % 55’inin AB ülkelerine,
%9’ununda ABD ve geri kalanının ise diğer ülkelere yapıldığını
belirtti. İZ konuşmasında kullanılan hidrolik pnömatik
valflerin, komponentlerin devrelerin uymaları gereken makina
direktifleri, CE işaretinin zorunluluğu olduğu
ekipmanlar konusunda ayrıntılı
bilgiler vererek şunları söyledi:
“11 Temmuz 2001 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 4703 sayılı
“Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanmasına ve
Uygulanmasına” dair kanun 11 Ocak 2002 tarihinden itibaren yurt içi
pazara sürülen ve Yeni Yaklaşım Direktifleri kapsamındaki ürünlerin
CE işaretini taşımalarını zorunlu kılmaktadır. İster ithal,
ister yerli malı olsun 2002 yılının başından itibaren yurtiçi pazara yeni sürülen
hidrolik ve pnömatik devre ve komponentlerin ilgili Direktiflere
uyumlu olması gerekecektir.Serbest bölgelerdeki ve Gümrük
Antrepolarında bekleyen CE işareti taşımayan ürünler
2001 yılı sonu itibariyle ülkeye giremeyeceklerdir.”
TSE adına panele katılan APK
Uzmanı Sadık DEMİR toplam kalite anlayışı, belgelendirme çalışmaları,
standartların genel özellikleri ve işleyişleri hakkında ayrıntılı bilgi verdiği konuşmasında özetle şunları söyledi:
“Enstitümüz ithal malların gümrükte bekleme süresini en aza
indirgemek ve ithalatçıyı mağdur etmemek amacı ile
ithal malların muayene ve deneylerini öncelikle kendi
laboratuarlarında yapmaktadır.
Enstitümüz tarafından uygun bulunan ürünlere “İthal Malı
Uygunluk Belgesi” verilir. İşleyişteki aksaklıklar ithalatı
yapan firmaların TSE ‘nin uyguladığı kontrol ve uygunluk süreçlerini
tam bilmediklerinden, TSE’nin de sektörleri yeterli derecede
bilgilendirmediğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.”
Panelde AKDER adına konuşan Doç. Dr. Ahmet CERANOĞLU ilk
kongrenin ardından AKDER’in üyelerine hidrolik ve pnömatikdeki
ISO standartları ve bunların içerisinden TSE tarafından
uygulamaya konulmuş olanların listesinin gönderildiğini
belirterek başladığı konuşmasında şunları söyledi:
“Türkiye’de hidrolik pnömatik alanında çalışan irili ufaklı
200’ün üzerinde firma mevcuttur ve bu firmaları tek bir şemsiye
altında birleştiren kuruluş AKDER ise ancak 1996 da hayatiyet
kazanmıştır. AKDER’in bugün için üye sayısı 40’dır,
yani bu alandaki firmaların % 20 sini şemsiyesi altına
toplayabilmiştir. Dernekler için kısa sayılabilecek
5 yıllık süreçte ise oldukça önemli çalışmalar yapmış,
bir kısmını başlatmıştır. Buradaki önemli nokta sektörün yüzde
%80 oranındaki geri kalan kısmının AKDER çatısı altında
toplanmasıdır. Bu sağlandığında Avrupa’nın pek çok ülkesindeki
benzer kuruluşların konumuna gelecektir. Bu yolda sağlıklı yüründüğünde
Avrupa’daki Akışkan
Gücü Derneklerini şemsiyesi altında toplayan CETOP üyeliğine
ulaşılabilir.”
Kongre
delegelerinin sorularıyla zenginleşen panel Prof. Dr. Ahmet
KUZUCU’nun panel değerlendirmesi ile son buldu. Kuzucu konuşmasına
standardizasyon konusunun ele alınarak tartışılmaya başlamasıyla
sektörün sorunlarının bilincinde olduğunu söyleyerek başladı
ve şu tespitlerde bulundu:
-
4307
sayılı Kanun sektörün standardizasyon konusundaki yakınmalarını
yasal önlem ve zorunlu uygulamalarla çözecek gibi görünmesine
rağmen beş önemli noktada sektörel bilinç ve organizasyonu
da gerekli kılmaktadır:
-
Yasa
koşullarına ve Avrupa Teknik Mevzuatına uymakta geciken ve
teknik alt yapısı yeterli olmayan üretici firmalar ciddi sıkıntılara
girebileceklerdir.
-
Uygunluk
Değerlendirme Kuruluşlarının oluşturulması ve Yönetmeliklerinin
hazırlanması sırasında Sektörün bu çalışmaların dışında
kalmaması, etkin biçimde temsil edilmesi gerekmektedir.
-
İthal
Mamullerin Uygunluk Belgelerinin verilmesi ile ilgili mevzuat ve
koşulların bir yandan daha etkin bir denetleme mekanizmasının
oluşturulması yönünde, diğer yandan mevzuatın basitleştirilmesi
ve işlemlerin aldığı sürenin kısaltılması yönünde geliştirilmesi
gerekmektedir. Sektör, bu çalışmaların da lokomotifi olmalıdır.
-
Kanun
ve ilgili yönetmelikleri, uygulamanın doğurabileceği sonuçlar
hakkında doğru ve yaygın bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmaları
yapılmalıdır.
-
Uyum
çalışmalarının gerektirdiği alt yapı ve organizasyon değişikliklerinin
getirebileceği mali yük için devlet desteği sağlanmalıdır.
-
Standartların
anlam taşıması ve uygulamaya yerleşmesi için önce müşteri
ve son kullanıcıların “kalite”, “bilgi, eğitim ve satış
sonrası teknik hizmet desteği”, “maliyet unsurları ve
kalite/maliyet oranı” gibi konularda ciddi ve organize biçimde
bilgilendirilmesi, sektördeki tüm firmaların bu
bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmalarına aktif biçimde
katılmaları gerekmektedir.
-
Bakanlıklar,
Kamu kurum ve kuruluşları mevzuat ve alt yapıyı oluşturmakla
yükümlü kılınmışlarsa da katılımcı zeminleri hazırlamakta
zorlanabilirler. Sektör üyelerinin organize olarak bu
makamlara bilgi vermeleri, sektörün özelliklerini, stratejik
önemini, ihracat ve teknolojik gelişmeye katkılarını, endüstrisi
gelişmiş ülkelerdeki uygulamaları anlatmaları, taleplerini
sağlam gerekçelere dayandırarak inandırıcı olmaları ve çalışmalara
aktif biçimde katılmaları gerekir. Sektörle ilgili düzenlemelerin
öncüsü sektörün kendisi olmalıdır.
|
|
| |
|
|
|